Lise hayatımın ilk yıllarıydı. Ailemden ayrı bir şehirde soluyacaktım hayatı. Okulun başlamasıyla birlikte ailemin yanımda olmayışının vermiş olduğu hüzün, tarifsiz bir hal almaya başlamıştı. Giderek bir boşluğun girdabına sürüklenmekteydim.
Ne oluyordu bana anlamış değildim.Bu yalnızlık duygusu imani zayıflıktan mıydı diye düşünürken bir Said çıka geldi. Oda arkadaşımdı üst kattaki ranzamda her gece bizler uyurken elindeki küçük feneriyle aydınlatıyordu etrafı.
Bu aydınlık sonradan öğrendim ki fenerin değilde Risale-i Nur'un ışığı, nuruymuş...
Okulun 7. günüydü istem dışı hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Kendimi susturmaya, ağlamamaya, dik durmaya, yaralanmamaya çalışırken buğulu sesiyle Hayırdır!!! dedi Said, 15 Yaşındaki zayıf vücüduna nazaran kuvvetli ses tonuyla.
Konuşamadım, çektim yorganı başıma sessizce ağlamaya devam ettim. Ertesi gün bana neler olduğunu tekrardan sormuştu. Ailemi elim bir trafik kazasında kaybettiğimi bu acımasız hayattaki yalnızlığımı ve çaresizliğimi ağlayarak anlattım Said'e. Acizliğimin farkına varmış olacak ki, senin ilacın benim okuduğum kitaplarda dedi.
Akşam olunca beraber okuruz diye geçiştirdi. Akşamı bekliyordum belki de tutunacak bir dal hükmündeydi Said'in bahsetmiş olduğu o kitaplar. Bana acz ve fakr kavramlarını anlattı. Anlatırken tekrar hıçkırarak ağladım, bu sefer hüzünden değil mutluluktandı bu ağlayışım. Anladım ki acz ve fakirlik büyük bir hazineymiş ve anladım ki insan acizken daha güçlüymüş.
Çünkü onu koruyan kollayan Yüce Yaratıcısının himayesindeymiş. Şükürler olsun ki ilk gördüğümde odamı aydınlatan o eser şimdi hayatımı aydınlatmakta. Hamdolsun o Said ile tanışmama vesile kılana. Hamdolsun, Hamdolsun, Hamdolsun ...
Abdullah Ademoğlu / İstanbul